238 SERİ NO'LU TAHSİLAT GENEL TEBLİĞİ
Yayım tarihi kaynakta belirtilmemiş
Tebliğ metni
Âmme alacaklarının tahsil usulü hakkındaki kanun 1/1/1954 tarihinden itibaren yürürlüğe girmektedir. Kanundan kâfi miktarı evvelce tevzi edilmiş, anlaşılmayan hükümlerin veya tereddüdü mucip noktaların Vekâletimizden sorulması istenmişti. İllerden bu mevzuda vaki sorulara ayrı ayrı cevap verilmiş olmakla beraber kanunun bazı hükümleri hakkında aşağıdaki hususların tamimine lüzum görülmüştür. 1. Hususî ödeme şekilleri : Kanunun 41 ilâ 44 (Dahil) maddelerinde hususî ödeme şekillerinden bahsedilmektedir. Kanunun 41 inci maddesi bu ödeme şekillerinin hangi âmme alacakları için, nerelerde ve ne zaman tatbik edileceğinin tayini hususunu Vekâletimizin yetkisine bırakmış bulunmaktadır. Bu hususta gerekli tetkikler tamamlanarak netice bildirilinceye kadar kanunun mezkûr maddeleri tatbik edilmeyecektir. Ancak, şimdiye kadar olduğu gibi, tahsil dairesi adına tanzim edilen ve alâkalı bankanın «Karşılığı vardır» meşruhatını havi bulunan çeklerle teyidat kabul edilebilir.(*) 2. İhtiyatî tahakkuk ve ihtiyatî haciz Kanunun 17 nci ve müteakip maddelerinde yeni bir müessese görülmektedir. İhtiyatî tahakkuk bir müessese olarak yeni olmakla beraber hüküm olarak yeni sayılamaz. Nihayet âmme alacağının tehlikeye girdiği hallerde vâdesi gelmemiş olsa dahi bu alacak için ihtiyatî haciz uygulanmasını mümkün kılmaktan ibaret olan hüküm, 2565 sayılı Kanunun birinci maddesinin 2 işaretli bendinde de mevcuttur. Mezkûr bentte (Tahakkuk ettirilen vergi önce mükellefe tebliğ edilmemiş ise ihtiyatî haczin konulduğu sırada ve haciz kararı ile birlikte vergi de tebliğ olunur) denilmektedir. Tatbikatta alacağın tehlikeye girdiği muayyen hallerde, tesbit edilen matrahlara müstenit vergiler bu hükme istinaden itiraz safhalarından geçmeden, binnetice vâdesi gelmeden ihtiyatî haciz mevzuu yapılabilmekte ve ihbarname de ihtiyatî hacizle birlikte tebliğ edilmekte idi. Kanun ihtiyatî tahakkukun hangi vergilerde yapılabileceğini metninde saymış, ayrıca ihtiyatî tahakkuk hallerini de tadat etmiştir. Bilindiği gibi 2656 sayılı Kanunun yukarıda işaret edilen hükmü daima ihtiyatla tatbik edilmiş ve âmme alacağını tehlikeye düşüren muayyen haller vukubulmadan ihtiyatî hacze gidilmemiştir. 17 nci maddede ihtiyatî tahakkuku ihtiyatlı bir hareketle defterdarın yetkisine bırakmıştır. Maddenin birinci fıkrası ihtiyatî tahakkuk mevzuunda defterdar (..... yazılı emir verebilir.) şeklindedir. Şu halde defterdar, vergi dairesi müdürünün kendisine vaki olacak yazılı müracaatı üzerine durumu inceliyecek ve ancak âmme alacağının tehlikede olduğuna ve ihtiyatî tahakkukun zaruri bulunduğuna kani olursa vâdesi gelmemiş alacaklar için de ihtiyatî haciz tatbik edilebilmek üzere ihtiyatî tahakkuk emrini verebilecektir. Vergi dairelerinin yazılı müracaatlarında, ihtiyatî tahakkuk sebeplerini delilleri ile göstermesi lâzımdır, defterdarların da durumu lâyıkiyle inceleyerek, kanunla kendilerine verilmiş olan yetkiyi kullanırken, devletin hakkı kadar mükellef hukukunu da düşünmeleri ve lüzumsuz tatbikata mahal vermemeleri icap eder. Kanunun 13 üncü maddesine istinaden, ihtiyatî tahakkukla ilgili olmayarak verilecek ihtiyatî haciz kararlarında dahi aynı düşüncelerle hereket edileceği tabiidir. 3. Ödeme emri: Vâdesinde borcunu ödemeyenlere bir ödeme emri tebliğ edilerek cebri icraya başlanmaktadır. Kanunun 55 inci maddesi ödeme emrinde nelerin bulunması icap ettiğini tadat etmiş ve kanunun emrini yerine getirmek üzere bu hususlar matbu ödeme emirlerine derç edilmiştir. Bunlar meyanında ödeme emrine karşı mal bildiriminde bulunulmamasının veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunulmasının davet edeceği hapis cezaları, ayrıca, malım yok diyenlerin kanunun 114 üncü maddesindeki malûmatı bildirmemeleri halinde uğrayacakları hapis veya para cezaları da bulunmaktadır. Malûm bulunduğu üzere, Tahsili Emval Kanununun 17 inci maddesindeki borç için hapis cezası mezkûr kanunla birlikte ortadan kalkmıştır. Ödeme emrinde mükellefe bildirilen cezalar borç için hapis mahiyetinde değildir. Mükellefi mal bildiriminde bulunmağa, doğru söylemeğe, davet etmek üzere kanuna konulmuş hükümlerdir. Mümasil hükümleri İcra ve İflâs Kanunumuzda da (İcra ve İflâs K. madde 76, 338), vatandaşlar arasındaki alacak ve borç münasebetlerinde tatbik edilmek üzere mevcut bulunmaktadır. Mükellef mal beyanında bulunmakla, malı yoksa malım yok demekle ve doğru söylemekle bu cezalardan uzak kalacaktır. Ödeme emirlerini alan borçluların her hangi bir yanlış anlamaya düşmeleri halinde bu cihetlerin kendilerine anlatılması lâzımdır. 4. Mal bildirimi : Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu 7 gün içinde borcunu ödemek veya mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir. Mal bildirimi mutlaka bir malın bildirilmesini ifade etmez. Haczi kabil malı olmayan mükelleflerin malları olmadığını bildirmeleri de mal bildirimi hükmündedir. Kanunun 59 uncu maddesi mal bildiriminin mahiyetini açıklamaktadır. Madde hükmüne göre asıl olan borcu karşılayacak miktarda mal bildiriminde bulunmaktır. Binaenaleyh mal bildirimi servet beyanı demek olmadığından borcuna yetecek miktarda mal bildiren daha fazlasını bildirmeğe zorlanması doğru değildir. Buna mukabil, borçlu mal bildiriminde malın değerini de bildirmekle beraber, bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri tahsil dairesine ait bulunmaktadır. Bu itibarla tahsil dairesi mal bildirimindeki malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç olacağına kani olursa borçludan ilâve bildirimde bulunmasını istiyebilir. Ancak bu talebin ikinci bir ödeme emri ile değil, yazı ile veya şifahen yapılması lâzımdır. Yazı mukabilinde bir tebellüğ varakası alınması ve şifahi talepde de ihtar keyfiyetinin bir zabıtla tevsiki ilerde icap ettiği takdirde, borçlunun gerçeğe aykırı bildirimde bulunması sebebi ile cezaî mesuliyeti cihetine gidilebilmesi için lüzumludur. Diğer taraftan, tahsil dairesi alacağını borçlunun mallarının haciz ve satışı suretiyle almağa kalktığı zaman, bu hususta mutlaka borçlunun mal bildirimindeki malları haciz etmek mecburiyetinde değildir. Kanunun 62 nci maddesindeki sarahat karşısında, tahsil dairesi, mal bildirimi dışında kendisi tarafından tesbit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya onlara tercihan haczedebilir. Ancak yine 62 nci maddenin son fıkrasına göre tahsil dairesi alacaklı âmme idaresi ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükellef olduğundan, gerek haciz esnasında ve bilhassa satışta, alacağın kolaylıkla tahsiline yarayacak mallar tercih edilmekle beraber, alacak garanti edildikten sonra mükellefi izrar edecek hareketlerden sakınılacağı da tabiidir. Kanun borca yetecek miktarda mal bildirilmesini esas almakla beraber, 59 uncu maddede borçlunun her türlü gelirlerinin.... ve yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarının ve buna göre borcunu ne suretle ödeyebileceğinin de bildirileceğini hükme bağlamaktadır. Bu bildirim mecburiyetleri borca yetecek kadar mal bildiriminde bulunulmaması halinde tekevvün eder. Şu halde borca yetecek miktarda mal bildiriminde bulunabilenler bunu bildirecekler, bulunamayanlar borca yetmeyen mallarını veya malları olmadığını ve ayrıca yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını ve buna nazaran borçlarını nasıl ödeyebileceklerini de bildireceklerdir ki, ancak burada tabir caizse bir servet beyanı bahis mevzuudur. Kanunun 111 inci maddesinin istihdaf ettiği cezalar da, kasden, gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlarla, bildirdiği malların borca yetmediği veya haciz veya satışının çok güç olacağı ve ilâve mal bildirmesi ihtarına rağmen başka malı olduğu halde noksan bildirimde bulunanlara ve geçim kaynağı ve buna göre yaşayış tarzı bildirimlerini gerçeğe aykırı bir şekilde yapmış olanlara müteveccih bulunmaktadır. Borçlunun başkasının mallarını kendi malı olarak bildirmesi yahut bildirdiği mallar üzerinde üçüncü şahısların haklarını da aynı zamanda bildirmemesi, malı olduğu halde beyan ettiğinden başka malları olmadığını bildirmesi gibi haller borçlunun gerçeğe aykırı bildirim hususundaki kasdının delilleridir. 5. Tecil : Kanunun 48 inci maddesi, vâdesi gelmiş âmme alacaklarında icraya devamın âmme borçlusunu çok zor duruma düşüreceğinin anlaşıldığı ahvâlde, bazı kayıt ve şartlarla, alacağın iki seneyi geçmemek üzere tecil edilerek taksite bağlanabileceği hükmünü ihtiva etmektedir. Evvelâ şu noktaya işaret etmek lâzımdır ki tecil bir mecburiyet ifade etmemektedir. Asıl olan borcun vâdesinde ödenmesidir. Ancak alacaklı âmme idareleri icraya devam takdirinde borçlunun «Çok zor» durumda kalacağını görür ve takdir ederlerse maddedeki şartlarla tecil mümkün bulunmaktadır. Tecilin yapılması sırasında âmme alacağının tecil dolayısiyle tehlikeye girmemesi, teminat altına alınması, göz önünde bulundurulacağı gibi, «Çok zor» durumun takdirinde de icraya devam halinde borçlunun gelir kaynağı olan teşebbüs veya teşebbüslerinin tahrip veya büyük zararlara uğratılacağının da bir ölçü olarak gözönünde bulundurulması icap eder. Borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmadığı tahsil dairesince görülmüş olan borçlulara da tecil müsaadesi verilmemesi lâzımdır. Metne göre tecil selâhiyetini kullanacak ve bu selâhiyeti devredecek olanlar Devlete ait âmme alacaklarında ilgili vekillerdir. Vekâletimizcede bu tecil yetkisi muayyen miktarlar üzerinden kısmen Defterdarlıklara devredilecek ve bu hususta her defterdarlığa ayrıca gerekli tebligat yapılacaktır. 6. Geçici birinci madde : Kanunun geçici birinci maddesi «Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten evvel Tahsili Emval Kanununa göre başlamış takiplere ait müteakip muameleler bu kanunun hükümleri dairesinde cereyan eder» demektedir. Bu hükme göre 1/1/1954 tarihinden evvel tahsilât servislerine intikal ederek Tahsili Emval Kanununa göre ihtarnamesi talik edilmiş ve 10 günlük talik müddeti de sona ermiş olan alacaklar için ödeme emri tebliğine lüzum yoktur. 1/1/1954 tarihinde ihtarname talik müddeti sona ermiş alacaklar için tahsilât komisyonundan karar alınmışsa bu kararlara istinaden, alınmamışsa yeni kanuna göre haciz varakası tanzimi suretiyle icraya devam edilmesi lâzımdır. Talik edilmiş olan ihtarnamenin 1/1/1954 tarihinde talik müddeti sona ermemişse talikin hükmü yoktur ve bu alacaklar için ödeme emri tebliğ edilerek tamamen yeni kanun hükümlerine göre takibat yapılması lâzımdır.(*) 7. Geçici İkinci Madde : Kanunun geçici ikinci maddesi «Bu kanunun 51 inci maddesindeki gecikme zamları halen gecikme zammına tabi olmayan muaccel âmme alacaklarından bu kanunun neşri tarihinde ödenmemiş olanların, neşir tarihinden itibaren altı ay içinde ödenmiyenleri hakkında da tatbik olur» hükmünü ihtiva etmektedir. Kanunun neşri tarihi 28/7/1953 olduğuna göre, evvelce gecikme zammına tabi olmayan âmme alacaklarından 28/1/1954 tarihine kadar ödenmeyenler 29/1/1954 tarihinden itibaren kanunun 51 inci maddesi hükmüne göre gecikme zammına tabi olacaklardır. Binnetice bu alacaklara 29/1/1954 (dahil) tarihinden, 28/2/1954 (dahil) tarihine kadar ödendiği takdirde % 10 gecikme zammı tatbik edilecek, müteakip aylar için de 51 inci madde hükmüne göre % 2 zamlar ilâve edilecektir. Madde hükmü evvelce gecikme zammına tabi olmayan âmme alacakları için sevk edilmiş bulunduğundan kazanç vergisi, muamele vergisi gibi evvelce de gecikme zammına tabi bulunan âmme alacaklarından 1/1/1954 tarihinden evvel vâdesi geçmiş bulunanlara bu madde hükmünün şumulü yoktur. Bunların gecikme zamları kendi kanunlarındaki hükümlere göre sadece % 10 olarak alınacaktır. Mezkür vergilerin vâdeleri 1/1/1954 tarihinden sonra geçtiği takdirde bunlar hakkında da, kendi kanunlarındaki gecikme zammı hükümleri yani kanunun 116 ıncı maddesinin 14 üncü fıkrası ile ilga edilmiş bulunduğundan, yeni kanunun 51 inci maddesi hükmünün tatbik edileceği tabiidir. Bu yolda muamele yapılması ve kanunun tatbikatında her hangi bir müşkile tesadüf edildiği takdirde, yanlış tatbikata mahal verilmemek üzere keyfiyetin Vekâletimizden sorulması rica olunur.(*) (*) Güncelliği Kalmamıştır.
Kaynak: resmî yayım
Kendi olayınıza uyar mı?
Sorun; cevabın altında hangi maddeye ve hangi belgeye dayandığı yazar. İlk 25 soru ücretsiz.